Ülkemiz deprem kuşağında yer almaktadır. Bizler de depremle yaşamayı öğrenmeliyiz. 17 Ağustos 1999 Marmara Depremi ve 12 Kasım 1999 Düzce Depremleri Ülkemiz için miladdır. 1999 Marmara ve Düzce Depremlerinden sonra Bayındırlık ve İskan Bakanlığı tarafından yayınlanan 10 nolu genelge gereği özellikle 1. ve 2. derece deprem bölgelerinde yer alan yerleşim yerleri için imar planına esas jeolojik-jeoteknik etüt çalışmaları ve parsel bazında zemin etütleri zorunlu kılınmıştır. Bu depremlerde yaşanan bu can ve mal kayıpları bu çalışmaların önemini daha da artırmaktadır.
Ülkemiz jeolojik özellikleri, topoğrafik yapısı ve iklim özellikleri nedeniyle doğal afetleri sıkça yaşayan ülkelerden birisidir. Doğal afetler neden oldukları can kaybı yanında Türkiye için önemli ekonomik kayıplar da meydana getirmektedirler. Bu konudaki istatistikler incelendiğinde, doğal afetlerin her yıl gayri safi milli hâsılanın %1’i oranında doğrudan ekonomik kayba yol açtığı görülmektedir.
Ülkemiz başta depremler olmak üzere, heyelanlar, su baskınları, çığ ve kaya düşmeleri gibi afetlerle çok yoğun olarak karşı karşıya kalmaktadır. Bu afetlerin zararları alınacak bazı önlemlerle azaltılabilir. Bu önlemlerden bir tanesi de imar planlarının, doğal afet tehlikeleri ve zemin koşullarını da göz önüne alınarak yapılmasıdır.
İmar planları; Plan Yapımına Ait Esaslara Dair Yönetmeliğe göre “belde halkının sosyal ve kültürel gereksinimlerini karşılamayı, sağlıklı ve güvenli bir çevre oluşturmayı, yaşam kalitesini artırmayı hedefleyen ve bu amaçla beldenin ekonomik, sosyal, kültürel, tarihsel, fiziksel özelliklerine ilişkin araştırmalara ve verilere dayalı olarak hazırlanan, kentsel yerleşme ve gelişme eğilimlerini alternatif çözümler oluşturmak suretiyle belirleyen, arazi kullanımı, koruma, kısıtlama kararları, örgütlenme ve uygulama ilkelerini içeren pafta, rapor ve notlardan oluşan belgedir” diye tanımlanmaktadır. İmar planı, nazım imar planı ve uygulama imar planı olmak üzere iki aşamadan oluşur.
İmar planlarının başarısını ise diğer planlama kriterlerinin yanında “İmar Planına Esas Jeolojik Jeoteknik Etüt Raporları” belirlemektedir.
Depremler sırasında yapı davranışlarını, deprem özellikleri, yerel zemin koşulları ve yapısal özellikleri kontrol eder.
Kabaca depremin manyitüdü, süresi ve deprem merkezine uzaklık olarak tanımlanabilecek deprem özelliklerinin yapısal hasarın oluşmasında önemli bir rol oynamasından dolayı, yerleşime uygunluk değerlendirmelerinin, imar planlarının inceleme sahasının olası bir depremden nasıl etkileneceğinin de belirlenerek yapılması gerekir.
Dolayısıyla İmar Planına Esas olarak hazırlanan raporlarda Depremsellik detaylı bir şekilde incelenmelidir.
Planlamaya ekonomik ve sosyal veriler kadar yön veren bir diğer girdi de doğal çevredir. İlk adımı arazi kullanım planlaması kararlarına yön verecek olan jeolojik ve jeoteknik etütlerin gerçekleştirilmesidir.
Bu etüt raporları, imar planlaması yönünden gerekli olan temel verileri içermektedir. Bu veriler arasında; eğim, drenaj, jeoloji, sismotektonik, hidrojeoloji, jeoteknik, arazi kullanımı, zemin davranış özellikleri ( şişme büzülme, sıkışma, sıvılaşma, çökme vd.), deprem, heyelan, kaya düşmeleri, sel, çığ düşmesi, tsunami vb afet tehlikeleri ) ile ilgili verileri ve bu verilerin değerlendirilmesi sonucu üretilen alanın yerleşime uygunluk haritası yer almaktadır. Bu parametrelerden sıvılaşma, eğer uygun özelliklerin bir arada bulunması durumunda jeoteknik çalışmalarda üzerinde dikkatle durulması gereken bir konudur. Kentsel alan içinde herhangi bir parselde yapı inşaatına başlanabilmesi için o parseli kapsayan bir imar planına esas jeolojik-jeoteknik etüt raporunun öncelikli olarak hazırlanmış olması gereklidir.
Yerleşim alanlarının tespitine yönelik çalışmalarda, imar planlarına esas jeolojik ve jeoteknik çalışmaların yapılması gerekmektedir.
Bu çalışmada, elde edilen verilerin değerlendirilerek sondajlara ait sondaj yerinin koordinatı, yer altı suyu seviyesi, sondaj derinliği, sondaj boyunca karşılaşılan jeolojik birimlerin kalınlığı ve tanımları, sondajda farklı derinliklerde elde edilen Standart Penetrasyon Deneyi (SPT) darbe sayısı, sondaj boyunca zemin karotlarından alınan örneklerin indeks özellikleri, zemin sınıfları, elek analizi deney sonuçları ve örneklerin alındıkları derinlikler ile ilgili bilgilerin, jeofizik ölçümlerin ve araştırma çukurlarının yerlerini gösteren konum, genel jeoloji, eğim, mühendislik jeolojisi ve yerleşime uygunluk haritalarının büyük ölçekli haritalar şeklinde hazırlanması hedeflenmektedir.
Bina, yol, hava alanı, köprü gibi yapıların inşa edileceği alanlarda, yapıların projelendirilmesinde maliyet ve emniyetini etkileyen en önemli faktör yerin jeolojik durumudur. Kaya ya da zeminlerin yapı temeli olmaları durumunda oturma, kabarma, sıvılaşma gibi problemlerle karşılaşılır.
Bu problemler daha çok temeli oluşturan kaya ya da zeminlerin litolojik, petrografik ve yapısal özellikleri ile ortamda bulunan yeraltı ve yerüstü suyundan kaynaklanır. Bu sebeple yapıların projelendirilmesi öncesinde temeli oluşturacak olan kaya ya da zeminin jeoteknik özelliklerinin ortaya konulması hem yapı maliyeti hem de yapı emniyeti açısından kaçınılmaz olmaktadır.
Bu sebeple toplam bina maliyetinin %0.2'si kadar bir maliyete sahip jeoteknik zemin etüdlerinin yapılması, meydana gelebilecek doğal felaketlerde hasarın en aza indirilmesi için olmazsa olmaz koşuludur. Zemin sondaj çalışmalarında her 1.5 metrede standart penatrasyon deneyleri yapılır.
Gerekli yerlerde Veyn, Presiometre deneyleri yapılır.
Kuyu içine Piezometre borusu indirilerek yeraltı suyu derinliği tespit edilir.
İller Bankasınca Palas (Kayseri) projesi kapsamında 2465 hektar alanın jeoteknik çalışması yapılacak. Bölgede 39 adet sondaj çalışması yapılacak kuyu belirlendi Bölgede yapılacak sondaj metrajımız 600 m olup, 300 adet toprak ve kaya numunesi alınacaktır.
Alınan toprak ve kaya numuneleri Ankara’da İller Bankası laboratuarlarında jeoteknik deneylere tabi tutulacaktır. Palas (Kayseri) ait iş ile jeolojik ve jeoteknik zemin etütleri sonucunda İmar planı ile bölgenin belki daha uzun yıllarını planlamış olacağız. İşte bu plana esas olanda jeolojik ve jeoteknik etüd mutlaka olması gereken bir hizmettir. Bölgede toprak ve zemin bilgisini öğreneceğiz ve buna göre yapılaşma ıslah ve geliştirme daha sağlıklı ve güvenli olacaktır.”
Jeoloji Yüksek Mühendisi İsmail BOZÖYÜK ve Jeoloji Mühendisi Büket YARARBAŞ ECEMİŞ; Palas (Kayseri) projesi kapsamında yaptığı zemin etüd çalışmasının önemine dikkat çekerek şunları söyledi: “Bankamız belediyenin talepleri doğrultusunda imara açılacak yerlerin zemin etüdlerini yapmaktadır. Aynı bir insanda biyopsi yapar gibi toprağın yapısını ölçüyoruz. Toprak numunelerini her hafta Ankara’ya gönderiyoruz. Bu numuneler Laboratuarda deneylere tabi tutuluyor.
Deprem ve bina insanı öldürmez yaptığımız çarpık yapılaşma ve yaptığımız hatalar bizi öldürür. İller Bankası Yer altı Etütleri Daire Başkanı Kemal AKPINAR ve Başkan Yardımcısı Candan ÜÇKARDEŞLER Türkiye’nin neresinde olursa olsun Belediyelerin taleplerini dikkate alıp hizmetleri o bölgeye gönderdiklerini, İller Bankası ve ilgili amirlerin jeolojik ve jeoteknik zemin etüd çalışmasına verdikleri önemi göstermektedir. Bu çalışma bir nevi koruyucu hekimlik gibidir. Afet olmadan bu Jeoteknik zemin çalışmalar zeminden gelecek riskli bölgelerin de analizini baştan yaparak bu bölgeleri koruma altına almış oluyoruz. Yani çok tedbir gerektiren, ekonomik olmayan yapıları çürük zeminlere yaptırmamış oluyoruz. Yapılan bu çalışmalar Palas (Kayseri) Belediyesi Başkanı Hacı ZENGİN gelişmesine büyük katkı sağlayacaktır,” dedi ve İller Bankası ekibine ve yetkililerine teşekkür etti.